Osmanlı’da hamam, yıkanılan bir yer olduğu kadar sohbet edilen, yemek yenen, düğün ve doğum törenlerinin yapıldığı bir toplumsal mekândı. TDV İslâm Ansiklopedisi “Hamam” maddesinin kültür bölümü, yakın zamanlara kadar hamama gidildiğinde bir yandan yıkanılıp bir yandan da eğlenildiğini, bu geleneğin kadın erkek herkes için hamamı hem temizlik hem sohbet yeri haline getirdiğini anlatır. Aşağıda bu kültürün kadın hamamlarından tulumbacılara, gelin hamamından divan şiirine uzanan yüzlerini sırayla ele alıyoruz.
Neden çarşı hamamı?
Hamam kültürünün temelinde basit bir ihtiyaç vardı. TDK gusülhaneyi “eski evlerde, içinde yıkanılabilir biçimde yapılmış, zemini çinko kaplı küçük odacık” diye tanımlar. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre evlerde genellikle bu gusülhanelerden başka yıkanılacak bir yer olmadığından yıkanmak için çarşı hamamlarına gidilirdi. Ansiklopediye göre büyük konaklarda, âyan saraylarında ve varlıklı kişilerin evlerinde küçük özel hamamlar da yapılmıştı; köylerdeki evlerde ise gusülhaneler bulunurdu.
Ansiklopedi, başta İstanbul olmak üzere hemen bütün şehirlerde çeşitli hamamlar bulunduğunu yazar. Tek hamamlar gündüz kadınlara, gece erkeklere açıktı; bunun yanında kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı hizmet veren iki bölümlü çifte hamamlar da vardı. Hamamlar çoğunlukla bir vakfa gelir sağlamak için yapılır, çevresindeki caminin cemaatine de hizmet ederdi. Bu düzeni vakıf hamamları rehberinde ayrıca anlattık.
Kadın hamamları ve “hamam kültürü”
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre orta hâlli aile hanımlarının en önemli eğlence yerleri hamamlardı ve bu durum özellikle kadın hamamları için bir “hamam kültürü”nün oluşmasına yol açmıştı. Ansiklopediye göre kadınların peştamal, havlu takımı, hamam tası ve hamam nalınlarından oluşan eşyaları “hamam bohçası” içinde saklanırdı.
Kadın hamamlarının bir işlevi daha vardı. Ansiklopedi, görücü usulüyle evlenmenin yaygın olduğu dönemlerde kadın hamamlarının, annelerin evlilik çağına gelmiş oğullarına kız beğendiği yerler olarak önemli bir rol oynadığını yazar.
Kadın hamamlarında hizmet de kadınlar tarafından verilirdi. Ansiklopediye göre kadın hamamlarında müşterilere hizmet edenlere genel olarak “nâtır” denir; belli başlı müşterilere hizmet eden “ana”lar ile özel beceri isteyen işleri gören “usta”lar da bu gruba dahildir. Bu mesleklerin tarihini tellak ve natır rehberinde anlattık.
Göbek taşında sofra
Hamam ziyareti öğle yemeğini de içine alabilirdi. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre hamama çeşitli yiyecekler götürülür, öğleyin göbek taşının üzerinde yenir, bir yandan da eğlenilirdi. Ansiklopedi, yıkanmayla ilgili belli usuller oluştuğunu da anlatır: natırın müşteriyi yıkaması ve “kir akıtması”, öğle yemeği, soğuklukta dinlenme, kahve içme, hatta bahşiş miktarına kadar işlemlerin sırasına ve âdâbına dikkat edilirdi.
Soyunmalık bu sosyal hayatın merkeziydi. TDK camekânı “hamamlarda soyunulan camlı yer” diye tanımlar. Ansiklopediye göre soyunmalığın duvarlarından birinde genellikle mermerden bir kahve ocağı bulunurdu. Bunun barok üslupta güzel bir örneği, veri setimizde masaj hizmetiyle kayıtlı İstanbul’daki Vezneciler Hamamı’ndadır. Terim için sözlükteki kahve ocağı maddesine bakabilirsiniz.
Suya yüklenen anlam
Hamam suyuna halk arasında bazen özel anlamlar da yüklenirdi. TDV İslâm Ansiklopedisi, ulema ve meşayihten bazılarının vakfı olan, özellikle çevresinde yatırlar bulunan semtlerdeki hamamların suyunun halk arasında özel nitelikler taşıdığına inanıldığını yazar.
Hamam gündelik dile de yerleşmişti. Ansiklopedi “hamam anası (gibi)”, “hamam gibi (sıcak)”, “hamamda deli var”, “eski hamam eski tas” gibi deyimleri ve “Hamam kubbesi gibi her sesi aksettirir”, “Hamama gider kurna beğenmez, düğüne gider zurna beğenmez” gibi atasözlerini sayar.
Erkeklerin hamam günleri
Erkekler için de hamamın belli günleri vardı. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre erkekler arasında özellikle perşembe geceleri, cuma sabahları, ramazan ve bayram arefelerinde hamama gitmek âdetti. Yani hamam, haftanın ve yılın dinî takvimine bağlı bir düzen içinde kullanılırdı.
İstanbul’un eski çarşı hamamlarından Gedikpaşa Hamamı, TDV’ye göre 15. yüzyılın ikinci yarısında yapılan ilk büyük çarşı hamamlarından biridir; veri setimizde kese, köpük ve masaj hizmetiyle ve saat tablosuyla kayıtlıdır.
Tulumbacılar ve hamam
Hamam kültürünün en renkli sayfalarından biri İstanbul’un tulumbacılarıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre daha çok İstanbul’a özgü olmak üzere erkekler yangın dönüşü de hamama giderdi. Hamam sahibi gündüz gelen tulumbacılardan ücret almaz, gece ise hamamı tulumbacılar için kapatırdı; sabaha kadar çeşitli eğlenceler yapılırdı. Ansiklopedi bu eğlencelerde edep ve ahlâka aykırı söz ve davranışlardan titizlikle kaçınıldığını özellikle belirtir.
Tulumbacılık devirlerinde İstanbul’daki hamam sahiplerinin sürdürdüğü bir başka âdet de ramazanda tulumbacı reislerinin ileri gelenlerine iftar vermekti. Ansiklopediye göre iftar sofrası camekânda kurulur, yemekten sonra yakındaki bir camide teravih namazı kılınırdı.
Gelin hamamı, güvey hamamı
Hamam, hayatın dönüm noktalarına da ev sahipliği yapardı. TDK gelin hamamını “evlenecek kız için düğünden birkaç gün önce hamamda yapılan tören” diye tanımlar. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre evlenecek kızlar düğünden iki gün önce, genellikle salı günü gelin hamamına götürülür; kız ve oğlan tarafı, yakın akraba ve eş dost davet edilirdi. Hamam kız evi tarafından kiralanır ya da davetlilerin ücreti ödenirdi.
Ansiklopedi törenin akışını da anlatır: gelin misafirleri karşılar, soğuklukta toplanılır, şerbetler içilir, çalgılar çalınır; nâtırlar gelini halvete götürüp yıkadıktan sonra göbek taşına oturturdu. Mâniler söylenerek kına yakılır, gelinin başına bozuk para serpilirdi. Anadolu’da “kına hamamı” da denen gelin hamamından başka bazı yörelerde gerdekten on beş gün sonra “on beş hamamı”, damat ve çevresi için de “güvey hamamı” yapılırdı. Ayrıntılar gelin hamamı geleneği rehberinde.
Veri setimizde bu tür törenlere ev sahipliği yapan hamamlar da var: Beyoğlu’ndaki Çeşme Hamamı, kaynağa göre 1720’de Kaymak (Atlamacı) Mustafa Paşa’nın yaptırdığı bir hamamdır; onun ve Mimar Sinan’ın 1556 tarihli Haseki Hamamı’nın hizmetleri arasında gelin ve damat hamamı kayıtlıdır.
Kırk hamamı
Doğum da hamamda kutlanırdı. TDK kırk hamamını “kadının lohusalıkta ilk kırk günü doldurmasından sonra temizlenmesi için hamamda yapılan özel toplantı” diye tanımlar. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre ebe hanım başta olmak üzere akraba ve komşuların davet edildiği kırk hamamları, davet sahibinin durumuna göre çok gösterişli olur, âdeta bir düğünü andırırdı. Davetliler defle karşılanır, bebek kırk tas su dökülerek yıkanırdı. Geleneğin tamamını kırk hamamı rehberinde anlattık.
Hamam eşyası: sanat eseri bohçalar
Hamam kültürünün maddi izleri de zengindir. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre hamam takımı içinde yer alan bohçalar, havlular, tülbentler, hamam tasları, fildişi taraklar ve keseler sanat değeri taşırdı. Yine bir sanat eseri niteliğinde olan nalınlar ceviz, şimşir, abanoz ve sandal ağacından yapılır, sedef ve kaplumbağa kabuğuyla süslenirdi. Ansiklopedi, kadınlar kısımlarında bir kurnanın diğerlerinden daha özenli işlendiğini ve buna “gelin kurnası” dendiğini de yazar.
Şairlerin hamamı
Hamam, edebiyatın da mekânıydı. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre büyük şehirlerdeki divan şairleri özellikle kış mevsiminde hamamda bir araya gelip sohbet ederdi. 15. yüzyıldan itibaren edebî bir mahfil özelliği kazanmaya başlayan hamamlarda şairlerin sohbetler düzenlediği, İstanbul’da bazı hamamların belirli vakitlerde kapatılıp şiir üzerine konuşmalar yapıldığı tezkirelerdeki kayıtlardan anlaşılır.
Klasik Türk şiirinde hamamı konu alan manzumelere genel olarak “hammâmiyye”, müstakil bir eser olacak kadar hacimli olanlara “hammâmnâme” denir. Ansiklopediye göre ilk hammâmiyyeler muhtemelen 16. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Nev‘îzâde Atâî yazdığı beş hammâmiyye ile bu türde en çok manzume yazan divan şairlerinin başında gelir; kaside tarzındaki hammâmiyyelerin en meşhur örneği ise Nedîm’e aittir. Ansiklopedi, bu şiirlerin Osmanlı hamamları için birer belge niteliği taşıdığını da vurgular.
Karagöz, orta oyunu ve külhanbeyi
Hamam halk tiyatrosuna da girmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Türk hamamı, karagöz ve orta oyununun temel öğelerinden biridir. “Çifte Hamamlar Oyunu” ya da “Karagöz’ün Dayak Yemesi” faslında bir hamam macerası anlatılır; orta oyunu repertuvarındaki önemli oyunlardan birinin adı da “Hamam”dır.
Dilimize geçen bir söz de hamamdan gelir. Ansiklopediye göre düzenli bir aile hayatı olmayan bazı kişilerin hamam külhanında yatıp kalkması sonucu bunlara “külhan beyi” denmiş, kelime zamanla “külhanbey” biçiminde başıboş, kabadayı kişileri anlatır olmuştur. Ansiklopedi, külhanbeylerin en belalılarının “Gedik Paşa Hamamı’ndan çıkma” diye şöhret bulduğunu da aktarır. Mevlevîlikte ise “hamama götürmek”, çilesini tamamlayan dervişin hamamda yıkanıp yeni elbise giymesini anlatan bir tabirdir.
Bugün bu kültürden ne kaldı?
TDV İslâm Ansiklopedisi, hamamda hem yıkanıp hem eğlenme geleneğinin Anadolu’da kısmen de olsa sürdüğünü yazar. Bugün bazı hamamların hizmet listesinde yer alan gelin ve damat hamamları, soyunmalıkta dinlenme ve kahve faslı bu kültürün yaşayan izleridir. İstanbul’un büyük çarşı hamamlarının sonuncusu olan ve kitabesine göre 1741’de yapılan Cağaloğlu Hamamı, veri setimizde gelin hamamı ve masaj hizmetiyle kayıtlı bir çifte hamamdır. Mimar Sinan’ın 1584 tarihli Çemberlitaş Hamamı da bu kültürü bugüne taşıyan çifte hamamlardandır.
Sık sorulan sorular
Osmanlı’da hamama neden bu kadar sık gidilirdi?
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre evlerde genellikle gusülhanelerden başka yıkanılacak yer olmadığından yıkanmak için çarşı hamamlarına gidilirdi. Hamam aynı zamanda sohbet ve eğlence yeriydi.
Erkekler hangi günler hamama giderdi?
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre erkekler arasında özellikle perşembe geceleri, cuma sabahları, ramazan ve bayram arefelerinde hamama gitmek âdetti.
Tulumbacıların hamamla ne ilişkisi vardı?
Daha çok İstanbul’a özgü olarak erkekler yangın dönüşü hamama giderdi. Ansiklopediye göre hamam sahibi gündüz gelen tulumbacılardan ücret almaz, gece ise hamamı tulumbacılara kapatırdı.
Hammâmiyye nedir?
Klasik Türk şiirinde hamamı konu alan manzumelere genel olarak hammâmiyye denir. Müstakil bir eser olacak kadar hacimli olanlara hammâmnâme adı verilir.
Külhanbeyi sözü nereden gelir?
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre düzenli bir aile hayatı olmayan bazı kişilerin hamam külhanında yatıp kalkması sonucu bunlara “külhan beyi” denmiştir.



